Evrendeki Hassas Ayarlar

Gören Gözler İçin Allah'ın Varlığının Delilleri Her Yerdedir

İnsan, hayatı boyunca sayısız bilgi öğrenebilir; uzak galaksileri araştırabilir, atomun yapısını inceleyebilir, dünyanın en saygın üniversitelerinde eğitim görebilir ve pek çok akademik başarıya imza atabilir. Fakat bütün bunlardan önce cevap vermesi gereken çok temel bir soru vardır: Ben nasıl var oldum?

Bu sorunun cevabını bulmak için insanın kendi bedenine dikkatle bakması yeterlidir. Çünkü insan bedeni benzersiz mucizelerle doludur. Üstelik bu kusursuz yaratılış yalnızca tek bir insana ait değildir. İnsanlık tarihi boyunca sayısız nesil gelip geçmiş, milyarlarca insan bu dünyada hayat sürmüştür. Bugün yaşayan milyarlarca insan da aynı yaratılış düzeniyle dünyaya gelmiştir. Her biri gören gözlere, işiten kulaklara, atan bir kalbe, mükemmel bir uyum içinde çalışan organlara ve bu organların oluşturduğu son derece hassas sistemlere sahiptir. İnsanlığın başından günümüze kadar hiç değişmeden devam eden bu kusursuz yaratılış, bütün insanlığı yoktan var edenin tek bir Yaratıcı olduğunu açıkça göstermektedir.

İnsan bedenindeki her detay, eşsiz bir düzen ortaya koymaktadır. Kalbin düzenli biçimde atması, akciğerlerin durmaksızın çalışması, beynin milyarlarca sinir hücresini yönetmesi, bağışıklık sisteminin vücudu sürekli koruması, hücrelerin her gün yenilenmesi ve aynı anda gerçekleşen sayısız biyokimyasal olay, insanın hiçbir müdahalesi olmadan devam etmektedir. İnsan uyurken de bu sistemler çalışmayı sürdürür. Kalp durmaksızın atar, akciğerler nefes alıp vermeye devam eder, hücreler yenilenir ve vücut kendisini sürekli onarır. İnsan, bütün bunların nasıl gerçekleştiğini çoğu zaman hiç düşünmeden hayatını sürdürmektedir.

İnsan bedenindeki bu düzen, evrende tecelli eden mükemmel yaratılışın yalnızca küçük bir örneğidir. Yeryüzünde gördüğümüz her sistem, diğer sistemlerle kusursuz bir uyum içinde çalışmaktadır. Yağmur yağmasa bitkiler yetişmez. Bitkiler olmasa hayvanlar yaşayamaz. Atmosfer olmasa canlılık sona erer. Güneş biraz daha yakın olsa dünya kavrulur, biraz daha uzak olsa donar. Okyanusların, rüzgarların, toprağın ve mevsimlerin oluşturduğu hassas denge bozulduğu anda, yeryüzündeki hayat da sona erer. Evrende hiçbir düzen kendi başına varlığını sürdüremez. Her biri, diğerini tamamlayan sayısız denge üzerine kurulmuştur.

Allah, evreni eşsiz bir sanatla yarattığı gibi, onu her an ayakta tutmakta ve yönetmektedir. Dünyaya geldiği andan itibaren kendisi için hazırlanmış bu düzenin içinde yaşayan insan, kendi bedenindeki tek bir hücreyi bile meydana getiremezken, Allah, sonsuz ilmi ve kudretiyle insan vücudundaki trilyonlarca hücreyi, yeryüzündeki bütün sistemleri ve evrendeki kusursuz düzeni her an yönetmektedir.

İnsanların bir kısmı alışkanlık sebebiyle bu olağanüstü düzen üzerinde düşünmeyi ihmal etmekte ve bu düzeni var eden Allah'ın gücünü ve sanatını gereği gibi tefekkür etmemektedir. Oysa insanın etrafı baştan sona yaratılış delilleriyle kuşatılmıştır. Her gün doğan güneş bir mucizedir. Tek bir gün güneş doğmasa veya her zamanki düzeninden farklı hareket etse, yeryüzündeki hayat büyük ölçüde altüst olur. Her filizlenen tohum bir mucizedir. Anne rahminde gelişen her bebek başlı başına bir yaratılış delilidir. Bütün bunların her gün aynı düzen içinde devam etmesi, Allah'ın yaratmasının kesintisiz sürdüğünü göstermektedir. Allah Kuran'da insanı bu gerçek üzerinde düşünmeye davet etmektedir:

Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ayetler vardır. Kendi nefislerinizde de. Hala görmüyor musunuz? (Zariyat Suresi, 20-21)

Aklını ve vicdanını kullanarak etrafındaki delilleri değerlendiren insan, Allah'ın varlığını inkar edemez. Kendi acziyetini bilir; Allah'ın her şeye güç yetirdiğini, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi üstün ilmi ve eşsiz sanatıyla yarattığını kavrar. Allah Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah'ın yaratışında değişiklik yoktur. (Rum Suresi, 30)

İnsanın fıtratı Allah'ı tanımak ve O'na yönelmek üzere yaratılmıştır. Ne var ki bazı insanlar, Allah'ın varlığını görebilmek için olağanüstü mucizeler beklerler. Oysa gökyüzü, soluduğu hava, kendi bedeni ve hayatın devamını sağlayan sayısız denge, zaten gözlerinin önünde duran yaratılış delilleridir. Bu delillerle her an iç içe yaşadıkları için, onların ne kadar olağanüstü olduklarını fark edememektedirler. Oysa insan, dikkatini açmak ve Allah'ın kendisine verdiği gözlerin hakkını vermekle sorumludur. Allah şöyle buyurmaktadır:

Biz onlara hem ufuklarda hem de kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz. Sonunda onun hak olduğu kendilerine apaçık belli olacaktır. (Fussilet Suresi, 53)

Gerçekten de insan nereye bakarsa baksın, Allah'ın varlığını gösteren delillerle karşılaşmaktadır. Uzak yıldızlarda, bir yaprağın damarlarında, kendi kalbinin atışında hep aynı ilim, aynı kudret ve aynı yaratma sanatı vardır. Yüce Allah, varlığının delillerini evrenin her noktasına yerleştirmiştir. Görebilmek için samimi bir kalple bakmak, var olan delilleri akıl ve vicdanla değerlendirmek yeterlidir.

İnsan, kendisini, yeryüzünü ve gökleri ülfetsiz bir bakışla düşündüğünde, aslında apaçık olan gerçeği açıkça kavrayacaktır: Bu kusursuz düzen kendi kendine meydana gelmiş olamaz. Her şeyi yoktan var eden, her an yaşatan ve her şeyi sonsuz hikmetiyle yöneten alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Kuran'ın daveti de tam olarak budur. İnsan, etrafındaki yaratılış delillerini görerek Rabbini tanısın, O'nun varlığını ve sonsuz kudretini kavrasın, hayatını O'nun bildirdiği hakikat üzerine inşa etsin. Çünkü insanın dünyada ulaşabileceği en büyük hakikat, kendisini ve bütün evreni yoktan var eden Yüce Allah'ı tanıması ve bütün kalbiyle O'nu sevip, O'na yönelmesidir.