Allah; En Yakın Dostumuz

İnsan, hayatı boyunca sevilmeye, korunmaya, gözetilmeye ve yalnız olmadığını hissetmeye muhtaçtır. Her ne kadar kalabalıklar içinde yaşasa da, iç dünyasında çoğu zaman yalnızdır. Bu nedenle fıtratı, kendisini terk etmeyecek, zor anında yüz çevirmeyecek, her zamanyanında olan bir dost, bir veli arar durur. Ne var ki beşeri dostluklar sınırlıdır. İnsan, tek gerçek dostunu bulana kadar inişler ve çıkışlar yaşar; sonunda fıtri arayışına cevap veren tek hakikatle yüzleşir: En yakın dostu, kendisini yaratan, ona can veren, onu ruh sahibi kılan Allah'tır.

Evrende gördüğümüz ve görmediğimiz her şeye hakim olan Yüce Allah, tüm detayları insanların yararı için yaratmıştır. Sahip olunan bütün nimetler O’nun bir lütfu, bir ihsanıdır. İnsan çoğu zaman bu nimetlerin her an bilincinde olamayabilir,ama her nefesinde, her kalp atışında Allah'ın ilahi koruması ve gözetimi altındadır.

Allah, insanın en çok seveni, en yakın dostu, en güvenilir velisidir. Hamd ve şükür yalnızca O’na layıktır, çünkü gerçek veli yalnızca O’dur. Allah’ın dostluğu, insan idrakinin ötesinde bir kuşatıcılığa sahiptir. O, kullarını asla terk etmez, her daim bağışlar, merhametiyle sarar ve gözetir.

Allah, tüm kullarının velisidir.Varlıklarını sürdüren nefesi onlara veren, yaşatan, rızıklandıran, koruyan ve nimetlendiren O’dur. İnanan ya da inkar eden ayrımı gözetmeksizin, bütün insanları rahmetiyle kuşatır ve hayatlarını ilahi bir düzen içinde sürdürmelerini sağlar. Bu, Allah’ın umumi velayetinin bir tezahürüdür. Ancak müminler için Allah’ın veliliği daha özel, daha yakın ve daha derin bir anlam taşır. Müminler, imanları sebebiyle Allah’ın sevgisine, yardımına ve özel korumasına da nail olurlar. Allah, iman eden kullarını sever, onları karanlıktan aydınlığa çıkarır, yüceltir, destekler ve velayetini onların hayatlarında açıkça tecelli ettirir. Onlara rahmetini açar, fazlından, mülkünden ve izzetinden pay verir. Allah’ın müminlerin velisi olduğu Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Golden hour over a misty valley

Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkar edenlerin velileri ise tağuttur; onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)

Allah’ın “Veli” sıfatı, Kuran'ın bazı ayetlerinde “Nasir”, yani “Yardım eden” sıfatıyla birlikte zikredilir. Bu durum, Allah’ın mümin kullarını ihtiyaç anlarında fiilen desteklediğini ifade eder. Gerçek dostluğun bir göstergesi de, zorluk anında verilen yardımdır. Allah, müminlerin hem velisi hem de yardımcısı olduğunu şöyle belirtir:

Allah, sizin düşmanlarınızı daha iyi bilendir; bir veli olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah yeter. (Nisa Suresi, 45)

Siz yerde ve gökte Allah’ı aciz bırakamazsınız. Sizin Allah’ın dışında bir veliniz de yoktur, bir yardımcınız da yoktur. (Ankebut Suresi, 22)

Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah’tan başka bir veliniz ve yardımcınız yoktur. (Tevbe Suresi, 116)

Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Sizin Allah’tan başka bir veliniz ve yardımcınız yoktur. (Bakara Suresi, 107)

… Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva ve tutkularına uyacak olursan, senin için Allah’tan başka ne bir dost vardır ne de bir yardımcı. (Bakara Suresi, 120)

Dostluk ve yardım temasını yansıtan görsel

Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, Allah’ın veliliği dışında sığınılacak hiçbir gerçek dostluk, güvenilecek hiçbir kalıcı destek yoktur. İnsan, bu ilahi velayetin idrakine vardığında korkularını, yalnızlığını ve acziyetini Allah’a teslim eder. Çünkü bilir ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur ve O’nun dostluğu asla yarım kalmaz.

Mümin için en büyük güven, Allah’ın “Ben senin velinim” hitabını kalbinde taşıyabilmektir. Bu idrak, insanı korkudan cesarete, yalnızlıktan huzura, dağınıklıktan dengeye taşır. Allah’ı veli edinen bir kalp, dünya şartları ne olursa olsun sarsılmaz bir emniyet duygusuyla yaşar. İşte bu teslimiyet ve yakınlık bilinci, insanı gerçek huzura ve kalıcı güvene ulaştırır.

Allah’ın bu denli kuşatıcı sevgisi, merhameti ve velayeti karşısında insana düşen ise, bu ilahi yakınlığın farkında olarak yaşamaktır. Allah’ı veli edinen bir insan, hayatını tesadüflerin, korkuların ve geçici dayanakların üzerine kurmaz. Bilakis tüm güvenini, yönelişini ve teslimiyetini büyük bir sadakatle Allah’a bağlar. Nitekim gerçek dostluk sadakat gerektirir. Allah'ın mümin kullarından istediği de derin bir aşk, kesintisiz bir yöneliş ve kalpten gelen samimi bir teslimiyettir.

Allah’ın dostluğunu kazanan kul, asla yalnızlık hissetmez. Çünkü bilir ki Rabbi onu görür, işitir ve gözetir. Bu bilinç, insanı kötülükten uzaklaştırır, adalete ve merhamete yaklaştırır. Allah aşkını hayatının merkezine aldıkça, Allah’ın veliliğini daha çok hisseder vedünyaya karşı daha güçlü, ahirete karşı daha hazırlıklı bir hale gelir. İşte Allah’ın velayetine layık olabilmenin yolu, her an her yerde, hayatın her alanında tutkulu bir aşkla Allah'a yönelmekte saklıdır.